Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
Mülk Suresi Tefsiri

Tüm kadın giyim markası fırsatları için tıklayın !

İndiği Yer ;

Mekke

İniş Sırası :

77

Âyet sayısı:

30

Nüzulü

Mushaftaki sıralamada altmış yedinci, iniş sırasına göre yetmiş yedinci sûre­dir. Tür sûresinden sonra, Hakka sûresinden önce Mekke’de nazil olmuştur.[1]

Adı

Sûre adını birinci âyette geçen ve “mâlik olma, hükümranlık” gibi mânalara gelen “mülk” kelimesinden almıştır; Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili kaynaklarda yaygın olarak bu isimle anılmaktadır, İlk cümlesinden dolayı sûreye “Tebâreke’1-lezî bİ-yedihfl-mülk”[2] “Tebâreke’1-mülk” [3]isimleri de verilmiştir. Aynca sûre, kendisini okuyanları kabir azabından korudu­ğu yönündeki bir rivayete dayalı olarak “Vâkiye, Münciye, Mâni’a ve Mücâdile” isimleriyle de anılmıştır. [4]

Konusu

Sûre genel olarak Allah Teâlâ’nın varlığı ve birliğini, azametini, evrendeki hükümranlığını, tek tanrı ve tek yaratıcı olduğunu, hayatın ve ölümün var ediliş amacını ve öldükten sonra dirilmeyi konu edinmektedir. Sûrede aynca insanlığın ilâhî vahyin uyarıcılığma muhtaç olduğuna işaret edilmekte, bunu kabul etmeyen­lerin karşılaşacakları kötü sonuçla ilgili uyanlar yapılmaktadır. [5]

Fazileti

Hz. Peygamber, sûrenin onu okuyanları kabir azabından koruyacağını ifade buyurmuşlar. [6] bu sebeple cenazelerin ardından bu sûrenin okunması yaygınlık kazanmıştır. Bu hadisi, “sûreyi okuyup amel edenlerin, kabir azabını gerektiren günahlardan uzak duracağı ve böylece azaptan kurtulacağı” şeklinde anlamak da mümkündür. [7]

Meâti

Rahman ve rahîm olan Allah’uı adıyla… 1. Mutlak hükümranlık elin­de olan Allah aşkındır, cömerttir ve O’nun her şeye gücü yeter. 2, Hangini­zin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayati yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayandır. 3. Yedi göğü birbiriyle tam bir uygunluk içinde yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuz­luk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? 4. Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; (kusur arayan) göz aradığını bu­lamadan bitkin olarak sana dönecektir. 5. Gerçek şu ki biz yakın göğü kan­dillerle süsledik. Ayrıca bunlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve onla­ra alevli ateş azabım hazırladık. [8]

Tefsiri

1-5. Sûrenin özeti mahiyetinde olan bu âyetlerin ilkinde Allah’ın yüceliği, kudreti, evrendeki hükümranlığı ve her şeyin kendisinin kudret elinde olduğu, ev­rende istediği gibi tasarrufta bulunabileceği İfade edilmiş, sonraki âyetlerde ise O’nun kudretinin eserlerinden örnekler verilmiştir. [9] 2. âyet Yüce Allah’ın kudret ve tasarrufunu en açık bir şekilde gösteren delilleri içermekte; Allah’ın, dünyada insanların güzel işler yapma huşusunda birbirleriyle rekabet etmelerini sağlamak, kimlerin kendi emir ve yasakları­na uyarak daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yarat­tığını bildirmektedir. Aynı âyette önce ölüm, sonra hayat geçtiği için burada “ölüm” kavramıyla, hayattan önceki cansızlık halinin mi yoksa dünya hayatının sona ermesi ve âhiret hayatına geçiş halinin mi kastedildiği hususunda farklı gö-nişler vardır. Bir kısım müfessirler âyetteki sıralamayı dikkate alarak ölümden maksadın dünya hayatından âhiret hayatına geçiş hali, hayattan maksadın ise âhi-ret hayatı olduğunu söylemişlerdir. [10] İkinci grup ise ölümle dünya hayatından âhiret hayatına geçiş halinin, hayatla da dünya hayatının kastedildiği kanaatindedir. [11] bizim tercihimiz de bu­dur. Zira hayat da ölüm de imtihan için yaratılmıştır; imtihan yeri ise âhiret değil dünyadır. Her ikisinin de bu dünyada olması amaca daha uygun görünmektedir. Hayat ölümden önce olduğu halde âyette sonra gelmesi ise çeşitli şekillerde yo­rumlanmıştır. [12] Dikkat çekici bir yoruma göre eşyada aslolan yokluk olduğu, varlık ve hayat sonradan verildiği için âyette ölüm önce gelmiştir. [13] Bizce de isabetli olan diğer bir yoruma gö­re ölüm insanlara hayatın sorumluluğunu hatırlattığı, onları iyi işler yapmaya teş­vik ettiği ve bir uyarıcı olduğu, nihayet insanda “imtihan” sorumluluğunu daha canlı tuttuğu için âyette ölüm önce zikredilmiştir. Nitekim hayat bir hayırlı faali­yetler alanı, ölüm İse bu faaliyetlerin karşılığının verileceği ebedî varhk sahnesi­ne geçişi sağlayan dönüm noktası, Hz. Peygamber’in de belirttiği gibi bir uyarıcı­dır. [14] İfadenin akışına ve lafız güzelliğine daha uygun olduğu için “mevt” (ölüm) kelimesinin önce geldiği de düşünülebilir.

3-4. âyetlerde evrenin eksiksiz-kusursuz yaratılışına, mükemmel işleyişine ve düzenine dikkat çekilmekte, böylece bu muhteşem varlık düzeninin kör bir te­sadüfle meydana gelmiş olamayacağı ve devam edemeyeceği; bunun ancak üstün bir ilim, irade ve kudret sahibinin yaratması ve yönetmesiyle mümkün olduğu be­lirtilmektedir. [15]

Mealde “Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak” diye tercüme ettiğimiz cümlenin lafzî karşılığı “Sonra gözünü iki kez daha çevir de’bak” şeklindedir. An­cak bu ibare çokluktan kinaye olup sayı olarak iki defayı değil, defalarca bakma­yı ifade eder. [16]

Yıldızlarla donatılmış gibi bir görüntü verdiği için gök yüzünün kandillerle süslenmesinden söz edilmiş, yıldızlar geceleyin kandil gibi ışık saçtıklarından on­lara mecaz olarak “kandiller” (mesâbîh, tekili: misbâh) denilmiştir. [17] Yıldızlarla şeytanların taşlanmasından maksat ise göklerdeki meleklerin ko­nuşmalarını dinleyip onlardan bilgi sızdırmak için kulak hırsızlığı yapmak İsteyen şeytanların bu yıldızlardan çıkan parlak ışıklarla, bir tür ateş toplarıyla engellen­mesidir. Bu ve benzeri âyetlerle ilgili olarak klasik tefsirlerde ayrıntılı yorumlar bulunmakla birlikte müteşâbihattan olan bu tür âyetlerin anlamlan hakkında zama­na, şartlara, bilimsel verilere göre farklı görüşler İleri sürmek mümkündür. Ayrıca gayb konularına giren âyetlerin yorumunda iddialı olmamak gerekir. Çünkü gayb âleminin mahiyetini Allah’tan başka kimse bilemez; biz gayb bilgilerine sadece inanırız. [18]

Meali

6. Rablerini inkâr edenlere cehennem azabı vardır. Orası ne kötü bir va­rış yeri! 7. Oraya atıldıklarında, kaynarken çıkardığı ürkütücü sesi işitirler. 8. Cehennem neredeyse öfkesinden çatlayacak! Oraya her bir grup atıldıkça, muhafızları onlara, “Size bir uyana gelmemiş miydi?” diye sorarlar. 9. Şöy­le cevap verirler: “Evet, doğrusu bize bir uyarıcı (peygamber) gelmişti; fakat biz onu yalancılıkla itham etmiş ve ‘Allah hiçbir şey göndermemiştir; siz ger­çekten büyük bir yanlış içindesiniz!’ demiştik.” 10. “Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkûmları arasın­da olmazdık!” diye de ilâve ederler. 11. Böylece günahlarını itiraf etmiş olur­lar. O alevli ateşin mahkûmları artık rahmetten mahrumdurlar, 12. Görme­dikleri halde rablerinden korkup saygı duyanlara gelince, onları da hem bir bağışlanma hem de büyük bir ödül beklemektedir. 13. Sözünüzü ister gizleyi­niz isterse açığa vurunuz; unutmayınız ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. 14. Yaratan bilmez olur mu? O, bütün inceliklerin farkındadır ve her şeyden haberdardır. [19]

Tefsiri

6-11. Bazı âhiret sahnelerini tasvir eden bu âyetler, kimlerin daha güzel dav­ranacağım sınamak için ölümün ve hayatın yaratıldığını ifade eden 2. âyetle irti- batı olup, bu dünyada Allah’a isyan edenlerin öte dünyada çekecekleri cezayı, O’na karşı saygılı olup günah işlemekten korunanların elde edecekleri ödülleri açıklamaktadır. 6-8. âyetlerdeki tasvirler cezanın ne derece şiddetli olduğunu da­ha iyi hissettirme amacına yöneliktir. 8. âyette “uyarıcı” diye çevirdiğimiz “ne­zir” den maksat peygamberdir. [20] Âyette dünyada peygambe­rin çağrısına ve uyanlarına kulak tıkayıp inkâr ve isyanlarını sürdürmekte direnen­lere, yann kıyamet gününde, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorulacağı­nı bildiren ifade aslında yaşayanlar İçin bir uyarıdır. 9-11. âyetler o gün iş işten geçtikten sonra değil, fakat bugün fırsat eldeyken o uyarıya kulak vermek, yani peygamberi tanımak, aynca Allah’ın insanlığa büyük lütfü olan aklı ve diğer bîl-gî imkânlarını da kullanarak hak ve hidayet yolunu bulmak gerektiğine, ebedî kur­tuluşun ancak bu sayede kazanılabileceğine işaret etmektedir. 12. âyet ise mümin­lerin nâİl olacağı uhrevî mutluluğun veciz bir özetidir. [21]

13-14. Bu dünyada günah işleyenler, ya kendilerini görüp gözeten Allah’ın varlığına inanmıyor veya inanmakla birlikte dünyevî hırs ve menfaatleri, nefsânî arzuları yüzünden gaflete dalıp sorumluluklarını unutuyorlar. İşte bu âyetlerde in­karcılara ve gafillere Allah’ın gizlisiyle açığıyla her şeyi kuşatan ilmi hatırlatıl­makta, kendilerinden hayatlarını buna göre düzenlemeleri istenmektedir. [22]

Meali

15. Yeryüzünü sizin için kullanıştı hale getiren O’dur. Üzerinde dolaşı­nız ve Allah’ın rızkından yiyip içiniz; (ama unutmayınız ki) dönüş yalnız Al­lah’adır. 16. Göktekinin sizi yerin dibine batırmayacağından emin misiniz? Bir de bakarsınız yeryüzü altüst olmuş! 17. Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran bir fırtına göndermeyeceğinden emin misiniz? Uyarılarımın ne de­mek olduğunu yakında anlayacaksınız! 18. Onlardan öncekiler de (gerçekle­ri) yalan saymışlardı; ama verdiğim ceza da nasıl olmuştu! 19. Üstlerinde ka­natlarını aça kapaya uçan kuşları hiç mi görmediler? Onları (havada) Rah-mân’dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir. 20. Rahmân’a karşı size yardım edecek askerleriniz hani kimler? İnkarcılar ancak derîn bir gaflet içinde bulunmaktadırlar. 21. Allah lütfettiği rızkı kesiverse size rızık verebilecek olan kim? Hayır! Onlar azgınlıkta ve haktan sapıp uzaklaşmak­ta ısrar ediyorlar. 22. Şimdi (düşününüz), yüzüstü sürünen mi (hedefe) erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi? 23. De ki: “Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!” 24. De ki: “Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; sadece O’mın huzurunda gelip top­lanacaksınız.” [23]

Tefsiri

15. Cenâb-ı Allah, kendisinin güç ve kudretini gösteren delilleri bir kez daha gözler önüne sermekte; yerkürenin yaratılması, her türlü nimet ve imkânlarla do­natılarak üzerinde yaşanılır hale getirilmesinin, sonsuz bir gücün varlığını ve bir­liğini gösterdiğine dikkat çekmektedir. “Üzeri” diye çevirdiğimiz “menâkibİhâ” tamlamasındaki “menâkib” kelimesi, “omuz” anlamına gelen “menkib”in çoğulu olup mecaz olarak yeryüzündeki yolları, köşe bucak ve dağlan ifade eder. [24] Yüce Allah, bu nimetleri kullan için yarattığını bildirerek onlara yeryüzünde dolaşmalarını, yarattığı rızıklardan yiyip İçmelerini istemiş; arkasın­dan “Dönüş yalnız Allah’adır” buyurmak suretiyle insanların dünya nimetleri ve zevklerine dalarak Allah’ı ve ahiret hayatını unutmamaları gerektiği, zira her ni­metin bir sorumluluğu olduğu mesajını vermiştir. [25]

16-18. Müfessirler “gökte olan”dan maksadın kim veya ne olduğu konusun­da farklı görüşler ileri sürmüşlerdir: 1. Bundan maksat Allah’tır; ancak bu mecazî bir anlatım olup maksat Allah’ın varlığını ve gücünün sonsuzluğunu vurgulamak­tır. Allah sonsuz ve sınırsızdır, zamanda ve mekânda olanlar ise sınırlıdır ve Allah bu sınırlamalardan münezzehtir.

2. Maksat gökteki meleklerdir. Onlar Allah’ın emriyle yeryüzüne inerek kendilerine verilen görevleri yerine getirirler.

3. Maksat, Allah’ın gökten inen azabıdır. Allah’ın rahmeti ve nimeti nasıl gökten iniyorsa O’nun azabı da inkarcı ve İsyankarların başına gökten iner. [26] Bize göre burada geçen “gök” kelimesiyle, fizikî evrenin gökleri değil, madde ötesi, yüce olan varlık düzeyi kastedilmiş olmalıdır.

15. âyette belirtilen İmkânların iyi değerlendirilmesi gerektiği yönünde ikaz­lar içeren bu âyetlerde insanların, yeryüzündeki nimetlerden yararlanırken azgın­lık ve taşkınlık göstermemeleri gerektiğine, aksi takdirde yeryüzünde şiddetli fe­lâketlerin, yıkımların vuku bulacağına, böylece Allah’ın gönderdiği uyarıcıyı (peygamber), onun uyanlarını önemsemeyenlerin şiddetle cezalandırılacaklarına dikkat çekilmektedir. Nitekim 18. âyette de geçmişte gerçekleri yalan sayanların bu şekilde cezalandırıldığı hatırlatılmaktadır. [27]

19-21. Yüce Allah’ın başka bir eseri olan kuşların uçma yeteneğine işaret edilerek Allah’ın kudretinin bir işareti daha gözler önüne serilmektedir. Yer çeki­mine rağmen kuşların gök yüzünde kanat çırparak uçması ve süzülmesi, her gün gördüğümüz için önemini gözden kaçırdığımız, gerçekte ise Allah’ın sanat ve kud­retini gösteren hârika olaylardandır. Kuşlara bu yeteneği veren Allah’tır. Burada Allah’ın merhametini yansıtan Rahman İsminin kullanılmış olması, O’nun mahlû-kata merhametle muamele ettiğini, varlık düzeninin O’nun rahmetinden bir yansı­ma olduğunu ima eder. 21. âyetlerde rızık olarak anılan nimetler de Rahman ismi­nin sürekli tecellisi olup bu tecelli bir an kesilecek olsa hayatın bütünüyle yok ola­cağına dikkat çekilmektedir. [28]

22. Şeytanlara uyarak bâtıl yollarda giden inkarcı nankör ile hak yolda yürü­yen mümin temsilî olarak karşılaştırılmakta, bunlardan hangisinin hedefine daha güvenli olarak ve şaşmadan ulaşacağı soru-cevap yöntemiyle anlatılmaktadır. [29]

23-24. Doğduğunda hiçbir bilgiye sahip olmayan insana bilgi vasıtalarından kulaklar, gözler ve kalpler (akıllar) verildiğinin hatırlatılması, insanın en değerli ve ayırıcı niteliğinin gözlem ve düşünme kapasitesi olduğuna ve bu nimetleri ve­rene şükretmek gerektiğine işaret eder. Bu nimetler aynı zamanda Allah’ın eşsiz sanatını ve sonsuz kudretini göstermesi bakımından da önemlidir. Muhatabın sağ­duyusuna hitap edilerek onun yanlış inanç ve tutumlardan kurtulması, Allah’ın varlığına ve birliğine İman etmesi istenmektedir. Allah Teâlâ’nın sonsuz kudreti­ni gösteren delillerden biri de İnsanoğlunun yeryüzünde yaratılması, türetilmesİ ve çoğaltılmasıdır. Onları bu şekilde türetip yeryüzüne yayma gücüne sahip olan Al­lah, öldükten sonra dirilterek huzurunda toplamaya da kadirdir. Nitekim 24. âye­tin son cümlesinde “Sadece O’nun huzurunda gelip toplanacaksınız” ifadesiyle buna işaret edilmiştir. [30]

Meali

25. “Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” derler. 26. De ki: “O bilgi ancak Allah’a mahsustur, ben ise sadece açık bir uyarıcıyım.” 27. Ama onu yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüz­leri kara çıkacak ve (kendilerine), “İşte sizin isteyip durduğunuz budur!” de­nilecektir. [31]

Tefsiri

25-27. Bir önceki âyette insanların kıyamet gününde Allah’ın huzurunda top­lanacakları haber verilince inkarcılar öğrenmek için değil, Hz. Peygamber’le alay etmek maksadıyla bu olayın ne zaman gerçekleşeceğini sormuşlardı. Devamında­ki âyette bu soruya Hz. Peygamber’in nasıl cevap vermesi gerektiği bildirilmekte­dir. 27. âyette de inkarcıların âhirette azabı gördüklerindeki halleri anlatılmakta, inanmadıkları âhiret azabını ve kıyametin korkunç olaylarını yakından gördükleri zaman yüzlerinde meydana gelen üzüntü belirtileri ve psikolojik çöküntü tasvir edilmekte veya -bizim tercih ettiğimiz meale göre- inkarcıların yüzlerinin kara çı­kacağı ve mahcup olacakları bildirilmektedir. İşte inkarcılar, dünyada inkâr ettik­leri ve alay ederek gelmesini istedikleri azabın bu azap olduğunu ya kendi arala­rında konuşurlar veya melekler tarafından onlara söylenir. [32]

Meali

28. De ki: “Allah beni ve beraberimdekileri yok eder veya bizi esirgerse, (söyler misiniz) inkarcıları yakıcı azaptan kurtaracak olan kimdir?” 29. De ki: “O, rahmandır; biz O’na iman etmiş ve O’na güvenip dayanmışızdır. Ki- min düpedüz bir sapkınlık içinde olduğunu yakında anlayacaksınız!” 30. Bir de şunu sor: “Suyunuz çekiliverse size yerden kaynayan suyu kim getirebi­lir?” [33]

Tefsiri

28-29. Müşrikler Hz. Peygamber’ in ölümünü istiyor ve bunu açık bir şekilde dile getirmekten de çekinmiyorlardı [34]Hatta onu öldürmek için tuzak kuruyor [35] böylece ondan ve getirdiği dinden kurtulacakları­nı sanıyorlardı. İşte bu âyetler onların niyet ve beklentilerine bir cevap olmak üzere inmiştir. [36] 28. âyette Hz. Peygamber’in varlığına son veril­mesinin veya ölümünün ertelenmesinin müşrikler için herhangi bir fayda sağlama­yacağı, kendilerine verilecek elem verici cezayı Önleyecek bir gücün de asla bu­lunmadığı İfade edilmiştir. Âyette ayrıca hayatın ilâhî bir rahmet olduğuna, Hz. Peygamber’in de eceli geldiğinde öleceğine işaret edilmektedir. [37] 29. âyette ise müminlerin inandıkları ve güvendikleri Tanrı ‘nın esasen müşFİklerce de bilinen ve Rahman ismiyle anılan Yüce Allah olduğu belirtilmiş, bu gerçeğin kendilerine tebliğ edilmesi Hz. Peygamber’e emredilmiştir. [38]

30. Allah’ın kudretini, lütufkârlığını yeniden hatırlatan bu âyet 15 ve 21. âyetlerle bağlantılı olup kuvvetli ihtimalle Hz. Peygamber ile müşrikler arasında geçen bir tartışmanın sonucu olarak onlara yöneltilmiş eleştiri ve uyan amaçlı bir sorudur. 15. âyette Allah’ın yeryüzünü kullanışlı hale getirdiği İfade edildikten sonra insanlardan O’nun yarattığı nzıklardan yararlanmaları istenmiş; 23. âyette de rızkm Allah’a ait olduğu, O verdiği rızkı kestiği takdirde nzık verecek birinin asla bulunmayacağı bildirilmişti. Burada da rızkların en önemlisi ve hayatın ana unsuru olan suyun yerin derinliklerine çekilmesi halinde Allah’tan başka yeryü­zünde su yaratacak bir gücün bulunmadığına işaret edilerek, böylesine eşsiz kud­retin sahibi Yüce Allah’ı bırakıp da bâtıl tanrılara tapanlar, ne kadar yanlış bir yol­da oldukları üzerinde düşünmeye çağrılmaktadır.

Did you like this? Share it:
BİLGİLER
tarafından 17 Şubat 2013 - 10:39 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Yazı Şuana Kadar 1.820 kez Okunmuştur.
PAYLAŞ
Did you like this? Share it:
Yorum yapın
İsim
:
E-Posta
:
Boşbırak
:
Yorumunuz
:

Facebook'da Bizi Takip Edin!
Ara Bul
Sohbet Programı İndirin
Hızlı Menu
 

Namaz Vakitleri
Son Yazılar
Top 10
ISTANBUL'da 5 Günlük Hava Tahmini
Anket
Sitemiz Nasıl Olmuş?
Gayet Güzel
İyi
Normal
İdare eder
Kötü
toplist Toplist25 TOPlist