Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
Gaşiye Suresi Tefsiri

İndiği Yer :

Mekke

İniş Sırası :

68

Âyet sayısı:

26

Nüzulü

Mushaftaki sıralamada seksen sekizinci, iniş sırasına göre altmış sekizinci sûredir. Zâriyât sûresinden sonra, Kehf sûresinden önce Mekke’de inmiştir. [1]

Adı

Sûre adını ilk âyetindeki “örten” anlamına gelen “gâşiye” kelimesinden al­mıştır. “Hel etâke…” adıyla da anılmaktadır. [2]

Konusu

Sûrede cehennemliklerle cennetliklerin anketteki durumları tasvir edilmekte, Allah’ın varlığına dair deliller sıralanmakta, tebliğ yöntemi öğretilmektedir. [3]

Meali

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla… 1. O kıyametin haberi sana geldi mi? 2.0 gün kimi yüzler zillete düşmüştür. 3. Çalışmış, yorulmuşlar­dır. 4. Kızgın bir ateşe girerler. 5. Kendilerine kaynar su pınarından içirilir. 6. Onlar için kuru, dikenli bir bitkiden başka yiyecek yoktur. 7.0 da ne bes­ler ne de açlığı giderir. 8.0 gün kimi yüzler de mutludur. 9. Yaptıklarından memnun olmuşlardır. 10. Yüksek bir cennettedirler. 11. Orada boş söz işit­mezler. 12. Orada akan bir pınar vardır. 13-16. Orada yüksek tahtlar, ko­nulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, serilmiş değerli halılar vardır. [4]

Tefsiri

1-7. Kıyamet, dehşetİyle her şeyi kuşatıp sardığı için istiare yoluyla ona “kaplayan, biiriiyen” anlamında “gâşiye” denmiştir.[5] ibrahim sûresinin 50. âyeti dikkate alınarak “gâşiye” kelimesinin “ateş” anlamına geldiği de söylenmiştir. [6]

Müfessirler 2 ve 3. âyetlerde korku içinde kalacağı ve yorgun bitkin düşeceği bildirilen “yüzler”le inkarcıların kastedildiğini söylemişlerdir. Onlar dünya haya­tında büyüklük taslayıp inkâr bataklığına saplandıkları, müminleri küçiinısedikleri, Peygamber’in davetini kabul etmeyi ve müminlerle eşit konumda bulunmayı ken­dilerine yediremedikleri için kıyamet gününde yüzlerini korku bürümüş, çektikleri sıkıntı ve cezadan dolayı bitkin bir halde bulunacakları ifade edilmektedir. 4, âyet inkarcıların gireceği cehennemin son derece sıcak ve kızgın olduğunu, 5. âyet ise orada kendilerine serinletici içecek yerine aşırı derecede sıcak sıvılar verileceğini bildirmektedir. 6-7. âyetlerde inkarcılara verilecek yiyeceğin kuru dikenden ibaret olduğu, ihtiyacı karşılamadığı gibi çektikleri elem ve ıstırabın artmasından başka bir şeye yaramayacağı haber verilmektedir, Cehennemliklerin yiyecek ve içecekle­ri burada anlatılanlardan ibaret değildir. Meselâ Sâffât, 37/62,67’de yiyecek olarak “zakkum ağacı”ndan, içecek olarak kaynar su karışımı bir sıvıdan; Muhanımed 47/15 ‘te bağırsakları parçalayıcı bir içecekten, Hakka 69/36’da cehennemde yanan­ların bedenlerinden akan sıvıdan söz edilmiştir. Bu örneklerde de görüldüğü üzere Kur’an’da, genellikte insanlarda eksik de olsa bir çağnşım yapması ve sonuçta bir korku ve kaygı uyandırıp günahlardan uzaklaşmaya teşvik etmesi için cehennem ve oradaki şartlar dünya hayatında korku, acı, nefret tiksinti vb. duygular veren bazı olaylar, durumlar, maddeler İçin kullanılan kelimelerle, isimlerle anılmış, bu yön­de tasvirler yapılmıştır. Ancak yeri geldikçe ifade edildiği gibi[7] âhiret hayatı gayb âleminden olduğu için orayla ilgili tasvirlerden mutlaka kelime ve sözlerin ifade ettiği dış mânayı anlamak ve böylece oradaki ni­met veya sıkıntıların da dünyadakilerin aynısı olduğu gibi bir sonuca varmak ge­rekmez. Müminler bunlara inanır, mahiyetini ise Allah’ın bilgisine havale ederler. [8]

8-11. Önceki âyetlerde cehennemliklerin durumu tasvir edildikten sonra bu­rada da dünyada Allah’ın buyrukları doğrultusunda yaşayan müminler için hazır­lanmış olan cennet nimetleri tasvir edilmektedir. 8. âyette mutluluktan parıldadığı bildirilen “yüzler”den maksat müminlerdir. Müminler dünyada yaptıkları güzel amellerin karşılığı olarak Allah’ın kendileri için hazırlamış olduğu cennet nimetle­rine ermeleri sebebiyle sevinçli ve mutlu olurlar. Bu sebeple yüzleri güleç, parlak ve güzeldir. Nitekim başka bir âyette “yüzlerinde nimetlerin sevincini görürsün”[9] buyurulmuştur. 9. âyet, müminlerin dünyada yaptıktan güzel amellerin karşılığı olarak âhirette eriştikleri nimetlerden hoşnut olduklarını ifade eder. 10. âyette zikredilen cennetin yüksekliği, maddî anlamda olabileceği gibi cennetin yüksek değerini de İfade edebilir. Çünkü bir hadîs-i kudsîde belirtildiği gibi orada canların çektiği, gözlerin zevk aldığı hatta bu dünyada gözlerin görme­diği, kulakların işitmediği ve akıllara gelmeyen son derece güzel ve değerli nimet­ler vardır. [10]Müminle­rin cennette duymayacakları belirtilen “boş söz”ü müfessirler “yalan, iftira, inkâr, küfür, yalan yere yapılan yemin, çirkin söz vb.” anlamlarda yorumlamışlardır. [11]

12-16. Cennete girenlerin mutluluğuna İşaret edildikten sonra burada insanın dünyada tanıdığı maddî zevkler ve nimetler için kullanılan kelimelerle bazı cennet nimetleri sıralanmıştır. Kuşkusuz bunlar birer örnek olup Kur’an’da yeri geldikçe bağlama göre daha birçok cennet nimetinden söz edilmiştir. Kur’an’a göre cennet göklerle yer kadar geniş[12] yakıcı sıcağın veya dondurucu soğu­ğun söz konusu olmadığı bir mekân[13] içinde su, süt, şarap ve bal ır­maklarının aktığı bir yurt[14] ve tavsif edilemeyecek kadar güzel­likleri bulunan nimetler ortamıdır. [15]

Meali

17-20. Peki insanlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildi­ğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı? 21. Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın. 22. Onlara egemen bir zorba değilsin. 23. Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse, 24. Allah onu en büyük azapla cezalandırır. 25. Kuşkusuz onların dönüşü ancak bizedir. 26. Daha sonra onların sorgulanması da ancak bize aittir. [16]

Tefsiri

17. Öldükten sonra dirilmenin mümkün olmadığını iddia eden inkarcılara ce­vap veren bu ve bundan sonraki sorulu İfadelerde, çevrelerini kuşatan doğal varlık ve olaylardaki İlâhî kudretin tecellilerine muhatapların dikkati çekilerek öldükten sonra dirilmenin mümkün olduğu anlatılmaktadır. Evrendeki her şey Allah’ın kud­retini göstermekle birlikte Kur’an’ın İlk muhataplarının en çok sevdikleri ve sahip olmak İstedikleri mal deve olduğu için önce onun yaratılışına dikkatleri çekilerek ibret almaları istenmektedir. Dayanıklılığı, binme kolaylığı, taşıma gücü; etinden, sütünden ve yününden istifade edilmesi gibî özellikleri deveyi çöl ortasında yaşa­yan insanlar için vazgeçilmez bir değer haline getirmiştir, Kuşkusuz burada Kur’an’ın ilk muhatapları olan Araplar için taşıdığı büyük önemden dolayı deve­den söz edilmiş olup bu yalnızca bir örnektir. Asıl maksat ise insanlar için benzer şekilde değer ifade eden canlısıyla cansızıyla çeşitli nimetleri yaratmış olan Al­lah’ın üstün gücünü ve lütufkârlığını hatırlatmaktır. “Deve” diye çevirdiğimiz “ibil” kelimesinin “yağmur yüklü bulut” anlamına geldiği, âyette bu anlamın kas­tedilmiş olabileceği de belirtilmiştir. [17]

18. Göğün yükseltilmesinden maksat, gök cisimlerinin görünen herhangi bir dayanağı olmaksızın ilâhî bir nizam içerisinde uzay boşluğunda hareketlerinin sağlanmasıdır. Nitekim Ra’d sûresinin 2. âyetiyle Lokman sûresinin 10. âyetinde Allah’ın gökleri direksiz bir şekilde yükselttiği ifade edilmiştir. Amaç, onların ko­numlarım ve düzenlerini koruyup sürdürmelerinin kesinlikle bunu sağlayan bir yaratıcı ve yönetici güç sayesinde mümkün olduğunu anlatmaktır. Bu gücün koy­duğu ve yürüttüğü yasalar sayesindedir ki gök cisimleri kendileri için takdir edilen konumdan kayma, sapma ve düşme gibi durumlara karşı korunmuş ve korunmak­ tadır. [18]

19. Yerküre üzerinde sabit dağların dikilmesi yerin dengesini sağlamaktadır. Nitekim muhtelif âyetlerde yerkürede sarsıntı olmaması için orada sabit dağların yerleştirildiği ifade edilmiştir. [19] Ayrıca dağların yeryüzünde daha rahat korunma ve barınmaya elverişli or­tamlar oluşturması, su kaynaklan ve akarsu imkânları sağlaması, özel bitki örtüsü, maden ocakları gibi başka imkânlarıyla İnsanlar ve diğer canlılar için hayatı kolay­laştırdığı, birçok yararlar taşıdığı bilinmekte; bu gibi sebeplerden dolayı Kur’an’da dağların yaratılışı sık sık hatırlatılmaktadır. [20]

20. Muhatapların dikkatleri canlıların yaşamasına elverişli biçimde yaratıl­mış olan yeryüzüne çevrilerek ibret almaları istenmektedir. Âyetten ayrıca müs-lümanlann dolaylı olarak zooloji, astronomi, jeoloji, tarih ve coğrafya gibi deney­sel bilimlerle meşgul olmaya teşvik edildiği anlamı da çıkarılabilir. Bunlar yapıl­dığı takdirde hem Allah’ın üstün kudretinin izleri daha yakından ve sağlıklı müşahede edilmek suretiyle maksat hasıl olur hem de maddî dünyaya ait sağlam bilgiler edinüdiği için ondan istifade etme imkânı artar ve böylece bu bilgilere sahip olanlar onları daha verimli ve yararlı olarak kullanma imkânını elde ederler. [21]

21-24. Allah Teâlâ Resulüne, hiçbir baskı ve zorlamaya meydan vermeden İnsanları uyarmasını ve gerçekleri onlara tebliğ etmesini emretmektedir. Çünkü iman ve ibadet ancak kişinin ikna olmasına, gönülden isteyip benimsemeye bağ­lıdır. Zor karşısında kalan kimsenin “inandım” demesi ve ibadet etmesi sadece bir aldatma ve durumu kurtarmadır. Bu yüzdendir ki muhtelif âyetlerde Peygamber1 in görevinin insanları mutlaka hidâyete erdirmek değil, sadece Allah’ın gönderdiği vahyi tebliğ etmek olduğu bildirilmiştir. [22] Bazı müfessirler bu âyetin neshedildiğini yani hük­münün kaldırıldığını söylemişlerse de bize göre bu görüş isabetli değildir. Meşru savunma ve hakların korunması için savaş emri geldikten sonra da Hz. Peygamber inanmayanları imana zorlamamış, yalnızca topluma zarar verenleri sürgüne gön­dermiş, diğer gayrimüslimlerle hukuk çerçevesinde aynı ülkede yaşamış ve yaşan­masını istemiştir.

23-24. âyetlerde uyarıldıkları halde söz dinlemeyip inkâra devam edenleri, Allah’ın “en büyük azap” ile cezalandıracağı vurgulanmaktadır. Başka bir âyette de en büyük azabın âhiret azabı olduğu ifade edilmiştir. [23]

25-26. Kur’an’dan ve Hz. Peygamber’den yüz çeviren inkarcılar her ne kadar inkârlarında devam etseler de sonunda varacakları yerin Allah’ın huzuru olduğu ifade edilmiştir. Bu sebeple onların, 24. âyette anlatılan “en büyük azap”la cezalandırılmaktan kurtulmaları mümkün değildir. Zira hesaplarım başkasına değil Allah’a vereceklerdir. Hesap, insanların dünyadaki inanç ve davranışların­dan dolayı âhirette sorguya çekilip yargılanmalarını ifade eder. Kur’an ter­minolojisinde hesap genellikle, “kötü davranışların dünyadaki [24] ve daha çok da âhİretteki yansımaları ve sahiplerinin cezalandırılması” mânasında da kullanılmıştır. Bununla birlikte iyi davranışların âhirette mükâfatlandınlması an­lamı da vardır.

198 Defa Görüntülendi

Did you like this? Share it:
Fecr Suresi Tefsiri
Ala Suresi Tefsiri

BENZER KONULAR

BİLGİLER
tarafından 17 Şubat 2013 - 12:08 tarihinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Yazı Şuana Kadar 473 kez Okunmuştur.
PAYLAŞ
Did you like this? Share it:
Yorum yapın
İsim
:
E-Posta
:
Boşbırak
:
Yorumunuz
:

Facebook'da Bizi Takip Edin!
SOHBETE GİRİŞ


Nickiniz :
Şifre(varsa):
Sifreniz yok ise lütfen bos birakiniz

Ara Bul
Sohbet Programı İndirin
Hızlı Menu
 

Namaz Vakitleri
Son Yazılar
Top 10
ISTANBUL'da 5 Günlük Hava Tahmini
Anket
Sitemiz Nasıl Olmuş?
Gayet Güzel
İyi
Normal
İdare eder
Kötü
toplist Toplist25 TOPlist TOPlist